Bağırsak sağlığı neden önemlidir?

Bağırsak sağlığı neden önemlidir?

2 – Tedaviye bağırsakları düzeltmekle başla

Fonksiyonel tıpla tedavime bağırsaklarımı düzelterek başlarsam, vücudumda pek çok problemin ortadan kalkabileceğini öğrendim. Gezici artritlerimin (şiddetli eklem iltihabı, sıvı toplanması, hareket kısıtlığı ve çok şiddeti ağrıyla seyreden romatizmal hastalık), yağlı karaciğerimin ve insülin direncimin sebebinin gıda duyarlılığı ve sızdıran bağırsak olduğunu anlayınca yeni bir dünyanın kapısını aralamış oldum. Çünkü problemlerimin ana nedenini anlamıştım. Artık elimde hastalığımı tedavi edebilecek mantıklı, bilimsel, nesnel bilgilere ve güce sahiptim. 

Tıbbın babası sayılan Hipokrat (MÖ 460) "Bütün hastalıklar bağırsakta başlar. Bağırsak hasta ise vücudun geri kalan kısmı da hastadır." demiştir. Fonksiyonel tıp hekimleri olarak sağlığın tekrar kazanılmasında en önemsediğimiz organların başında bağırsaklar gelmesinin temelleri, yüzyıllar öncesindeki bu tür bilgilere dayanır. Bağırsaklarımızın vücudumuzun içinde olmalarına rağmen her an dışarıyla da bağlantıda olmaları nedeniyle, onları vücudumuzun dışındaymış gibi düşünmek, pek de yanlış olmaz. Bağırsaklar gerçekten dış dünyayla bu kadar içli dışlı mıdır? Bazı rakamlarla açıklamaya çalışayım. 75 yaşında bir insan hayatının sekiz yılını yemek yemekle geçirir. Bu zaman zarfında ağırlığının yaklaşık 700 katı kadar gıda (80 kg ağırlığındaki bir kişi için 56 ton), 45 ton kadar sıvı (10 tonluk 4,5 dolu su tankeri ağırlığında) tüketir. 6 ton tükürük üretir; tuvalette yaklaşık 6 ay vakit geçirir ve günlük 200 gramdan toplamda 5 ton dışkı çıkarır. Bağırsaklarımız çok zor ve pek de hoş olmayan bir işle uğraşıp durur. İşte bu yüzden bağırsaklar güzel çalışırsa biz de güzel ve sağlıklı yaşarız. Bağırsaklar düzgün çalışmazsa hasta oluruz. 

Günde en az bir veya iki defa büyük abdeste çıkamıyorsak bağırsaklar düzgün çalışmıyor demektir. Unutmayın; bağırsaklar düzgün çalışmazsa vücudunuzda bir şeyler yolunda gitmiyordur veya gitmeyecektir. Bir zaman sonra kısır döngü başlar. Bağırsaklar vücudu, vücut da bağırsakları bozar. Sonra farklı branşları içeren birçok hastalık baş gösterir ve biz doktorlar, güncel tıp yaklaşımıyla işin içinden çıkamaz hale geliriz. Hastalarımıza; “Sizin rahatsızlıklarınız benim branşımın bilgileri dahilinde değil, isterseniz sırasıyla Romatoloji, Endokrinoloji, Kardiyoloji, Psikiyatri ve Nöroloji poliklinik randevuları alın.” deriz. Hastalarımız çaresiz ve çözümsüz, bir poliklinikten diğer bir polikliniğe dolaşmaya başlarlar. Her branş bir başka branşa topu atar durur ve bu böyle sürer gider. Biz hekimler, hastalarımıza “Günde kaç defa tuvalete çıkıyorsunuz?” sorusunu sormakla işe başlasak, bağırsak sağlığının genel sağlık için olmazsa olmaz olduğunu hatırlayıp öğrensek; birçok hastalığın tedavisini yapabilir ve hastalarımıza müthiş bir yardımda bulunabiliriz. Ama ne yazık ki bu soruyu sormaz ve bağırsakları pek de önemsemeyiz. Ne de olsa kabızlık gastroenterologların işidir. Sonra hastamızın rahatsızlıkları için “Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıktı?” diye sorar dururuz. Hatta genelde onu da sormayız. Midesi ağrıyorsa bir proton pompa inhibitörü, kabızlığı varsa bir laksatif, artritleri için ağrı kesici, insülin direnci için şeker ilacı verir, hastamızı bir başka branşın değerlendirmesi için yönlendiririz. Sonra ne mi olur? Sonra otoimmün hastalıklar, ruh ve sinir hastalıkları, beyin hastalıkları, kalp hastalıkları ve endokrin hastalıklar çığ gibi büyümeye devam eder. 

Bağırsakların acil servislerle ciddi bir benzerliği bulunmaktadır. Bağırsaklar hem vücudun içindedir hem de değil... Acil servisler de hem hastanenin içindedir hem de değil... Acil servisler dış dünyayla hastaneden çok daha fazla ilişki içerisindedir. Bağırsaklar tıpkı acil servisler gibi çok önemlidir. Fakat bazı hekimler tıpkı acil servislere yaptıkları gibi önemsemezler. Her ikisi de ilk karşılama ve karşılaşma bölgeleridir. Bağırsak iyiyse beyin ve vücut iyi, acil servis iyiyse hastane yönetimi (beyin) ve tüm hastane bölümleriyle birlikte (vücut) iyidir. Acil servis yetersizse hastane kötü, bağırsaklar ve sindirim yetersizse vücut ve beyin kötüdür. Bağırsaklarımız çok zor ve pek de hoş olmayan bir işle uğraşıp durur, tıpkı acil servisler gibi…

Bağırsaklarımız savunma hattımızın yüzde yetmiş gibi büyük bir kısmını oluşturmaktadırlar. Kendilerine ait savunma hücreleri vardır. Beyinle kendilerine ait konuşma sistemleri vardır. Bu sistem bağırsaktan beyne ve beyinden bağırsaklara doğru çift yönlü bir iletişim ağıdır. Kendilerine özgü bir akılları ve hafızaları vardır. Hatta son zamanlarda “ikinci beyin” olarak tanımlanmaktadırlar. Japonlar bağırsağı, “zihnin ve ruhun yeri” olarak görürler. Bu mucizevi organ sessiz sedasız, hiç yorulmadan, usanmadan, sıkılmadan toksinlerin ve bakterilerin vücudumuza girmesini engellerken, atıkların ise zamanında ve verimli bir şekilde atılmasını sağlamaktadır. 

Sağlıklı işleyen bir sindirim sistemi besin maddelerini, sağlıklı dişler sayesinde iyice öğüterek, yeterli mide asidi, sindirim enzimleri ve safra yardımıyla en küçük parçalarına kadar ayırır.  Besin maddeleri sindirim ve emilim sayesinde hücrelerimizin tüm ihtiyaçlarını (amino asitler, yağ, şeker, vitamin ve mineraller) karşılamaktadırlar. Girdi ve çıktı işlemleri bağırsak yüzeyinde, sadece bir hücre kalınlığındaki bir bariyer sayesinde olur. Bu bariyer, zararlı maddelerin (kötü toksinler, mikroplar, kimyasallar) alınmasını engeller ve yararlı maddelerin emilimini sağlar. 

Bağırsaklarımızda yaşayan bakteriler (yaklaşık bir buçuk kilo ağırlığındaki 500 değişik tür), patojen (zararlı) bakterilerin yerleşme ve üremesini engeller, sağlığımız için önemli olan molekülleri ve vitaminleri üretir ve yemekleri sindirmemize yardımcı olurlar. Aynı zamanda enflamasyonu (vücüt iltihabı) azaltır ve bağışıklık sistemimize yarar sağlarlar. 

Bağırsaklarımızdaki savunma sistemimiz tek hücreli bariyer sisteminin hemen altında sınır-sahil güvenlik, istihbarat servisi gibi nöbet tutar. Zararlı tüm dış uyaranları vücuda girmeden zararsız hale getirir. Tıpkı iyi çalışan bir istihbarat servisi, askeriye, polis teşkilatı gibi bizim haberimiz bile olmadan yüzlerce saldırı riski, saldırı henüz risk halindeyken bertaraf edilmektedir. 

Vücudumuzun dengede olması için bağırsaklarımızın dengede olması şarttır. İnanması sizlere güç gelebilir (bana gelmişti) ama bozulmuş bağırsaklar; otizm, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, depresyon, bunama, Alzheimer, multiple skleroz, insülin direnci, obezite, metabolik sendrom, astım, sinüzit, irritabl bağırsak sendromu, atopik dermatit, ürtiker (kurdeşen), fibromyalji, inflamatuar artrit, ülseratif kolit ve Crohn’s hastalığına yol açabilmektedir. Bu kadar hastalığın ortak mekanizması bağırsaklardaki hasara bağlı olarak; (1)oral toleransın (vücudun yiyeceğe alışık olması) kaybı, (2)sızdıran (geçirgen) bağırsak oluşmasıdır.  

Oral tolerans (vücudun yiyeceğe alışık olması, yiyeceği tanıması); ağızdan alınan besinlere karşı (antijenler) bağırsağın savunma sisteminden uygun cevap (antikor) oluşturulması ve vücut tekrar aynı yiyecekle (antijen) karşılaşırsa savunma sisteminin aşırı ve uygunsuz cevap vermemesinin sağlanmasıdır. Yani dışarıdan gelen zararlı antijene vücut bağışıklık kazanır ve o antijen bağırsak düzeyinde yok edilir, etkisiz hale getirilir veya zararsız olarak algılanarak yoluna devam eder. Devletin güvenlik güçleri gelen turistin pasaportuna bakar, güvenlik taramasından geçirir ve uygun görürse ülkeye girişine izin verir. Güvenli görmüyorsa ülkeye girişine izin vermez. Oral tolerans bozulduğunda gıdalara karşı savunma sistemi devreye girer ve gıdaya karşı “gıda duyarlılığı” oluşur. Gıdalara karşı bağırsak savunmasının geliştirdiği bu bozulmuş ve uygunsuz cevap, vücutta diğer savunma hücrelerini (hücresel savunma sistemi –lenfosit, nötrofil, monosit, bazofil, mast hücreleri ve bağışıklık siteminin habercileri olan sitokinleri) yardıma çağırır. Ülkenin sınırları ihlal edilmiştir ve yardımcı ekipler, kolluk güçleri gelmelidir. Bu hücreleri davet eden, konum atarak suç mahaline çağıran sitokinler vasıtasıyla vücut savunma fonksiyonları gereğinden fazla (aşırı) bir şekilde uyarılmış olur. Savaş alanında problemi basit bir birlik çözebilecekken bir tabur asker gönderilmiştir. Tek bir suçlu için tüm bina havaya uçurulacaktır. Bir silah yeterli olacakken, el bombası kullanılmış ve sitokinler (savunma sistemi habercileri) vasıtasıyla bombardıman için F-16’ lara haber uçurulmuş,  konum bildirilmiş ve bombardıman başlatılmıştır. 

Bağırsak savunma sistemi günlük yaklaşık 4 gram gibi devasa boyutta immünglobulin A (IgA) (antikor) salgılar. Bu sayede virus ve yabancı antijenler daha bağırsak bariyerine ulaşamadan yok edilirler. Bağırsak hücrelerimiz arasındaki sıkı bağlantılar zararlı antijenlerin, besin son ürünlerinin ve toksik maddelerin vücudumuza girmesini engellerler. Başta beslenme ve toksinler olmak üzere kötü yaşam biçimi ve kötü yiyecek tercihlerimiz bağırsağın bu koruyucu fonksiyonlarını tahrip etmektedir. Stres başta olmak üzere, bağırsak bakterilerinin çeşitlilik ve miktarında bozulma, kötü huylu bakteri artışı (antibiyotikler), aşırı mantar üremesi, yeteri kadar sindirilememiş besinler (mide asit yetersizlikleri - proton pompa inhibitörü “mide koruyucu hap!” kullanımı -, pankreas veya safra kesesi hastalıkları), alkol, ağrı kesici ilaçlar (NSAID), doğum kontrol hapları, kortizon kullanımı, aşırı şeker tüketimi, rafine edilmiş besinler (özellikle mısır - yüksek fruktoz - şurubu ve tatlandırıcı kullanılan “besinler”), geçirilmiş şiddetli bağırsak enfeksiyonları ve radyoterapi gıda duyarlılığı ve sızdıran bağırsağa neden olmaktadırlar.

Yapılan bilimsel çalışmalar gıda duyarlılığına en çok sebep olan besinlerin (en çok antikor üretimine neden olanlar) süt ürünleri ve gluten (buğday, arpa, çavdar) olduğunu göstermektedir. Fonksiyonel tıp doktorları olarak bizler, özellikle otoimmün hastalıklar ve yazımın başında sizlere bahsettiğim tüm hastalıkların başlangıç tedavisi olarak eliminasyon diyetini (eleme – ekleme diyeti) kullanıyoruz. Eliminasyon diyetinde amacımız gıda duyarlılığı yapma ihtimali yüksek besinleri (gluten, süt ve ürünleri, mısır, yumurta, yer fıstığı, soya, kabuklu deniz ürünleri) bir süreliğine hasta diyetinden çıkararak bağırsak ve vücudu dinlendirmek, aşırı ve uygunsuz savunma yanıtını sakinleştirmek, savunma hücreleri nedeniyle hasar görmüş bağırsağın onarımını sağlamak ve eski sağlıklı günlerine kavuşturmak için kullanıyoruz. Bu besinleri sadece eliminasyon diyeti süresince (yaklaşık 6 hafta) yeme listesinden çıkarıyoruz. Eğer tekrar yüklemede vücut olumsuz tepki göstermiyorsa hasta bu yiyecekleri gündelik hayatında yemeğe tekrar başlayabiliyor. 

Yediklerimiz immün sistem aktivasyonu ve otoimmün hastalıkları ortaya çıkarma ve sürdürme konusunda başrol oynayabilirler.

Yiyecekler, sağlık adına sandığımızdan çok daha fazla sorunu çözerler ve sandığımızdan çok daha fazla soruna yol açarlar. Hele söz konusu sorun bağışıklık sistemiyse...

 

Randevu Formu

Hizmet ile ilgili bilgi ve taleplerinizi randevu formunu doldurup bize gönderiniz..